5 Aralık 2016 Pazartesi

Merhaba Yalnızlık ve Yabancı Diziler

   Merhaba benim lanet olasıca yalnızlığım.. Nasılsın bugün daha da mı yalnız?. Ben de yalnızım yine ve her zaman.. Yalnızlıktan kastım arkadaşlarımın olmaması değil, varlar ama yoklar aslında gibi.. Aslında istesem destek olurlar, yalnız bırakmazlar ama ben yine o kadar çok insan içinde yalnız kalıcam ki işte bu beni mahvedecek.. Bu yüzden yalnızım.. Neyse ziktir edin beni.. Bu tabi ki de müzikle veda edicem. :)
   Bu geçen süre içerisinde sadece oyun oynadım.. Bilgisayar oyunu.. League of Legends denen online bi oyun.. Eminim okumasanız da bir çoğunuz biliyosunuz bu oyunu ve aklınızı çıldırmışçasına oynuyorsunuz.. Ee tabi ki filmler ve diziler izledim ama neredeyse hiç kitap okuyamadım yukarıda zikrettiğim oyun yüzünden..
   Şimdi size bu dizilerden ve filmlerden bahsedeceğim.. Öncelikle benim TV efsanem olan "Lost" tan bahsetmek istiyorum.. Finali ne kadar berbat olursa olsun benim için TV Harikası olarak kalacak olan dizidir.. Dizi benim için 3. sezondan itibaren başladı diyebilirim.. Ee sormucaksınız ama ben yine de cevaplayayım; ilk iki sezon da gayet güzel ama 3. sezon ve sonrası bi harika bebeim.. İzlemediyseniz hala bi koşu izleyin derim ben..
   Şimdi "Breaking Bad" den bahsedelim biraz.. Arkadaşlarımın; "Lan bak manyak dizi" , "Olum bak çok şey kaçırıyon" gibi sözleriyle ve biraz da internette okuduklarımın gazıyla diziye başladım.. Zaten biraz araştırma yaparsanız dizinin takipçilerinden gayet güzel bi izlenim alacaksınız.. Dizi güzel olmasına güzel ama benim için; izlenilebilir ama bi Alex değil.. Tabi bana sövenler bol olabilir sırf bu söylediklerim için çünkü dizinin takipçileri diziyi yere göğe sığdıramıyorlar..
   Bence bu diziyi biliyosunuz.. Evet, evet "The Walking Dead" tabi ki de.. Dizinin 4. sezonunun finalini izledim galiba en son.. Dizi çok güzel başlayıp beni cezbettikten sonra kendi kendini tekrarlamaya başladığını düşünüyorum.. Bırakmayı düşünmüyo değilim ama bu kadar izledikten sonra bırakma kararı alabilecek durumda değilim.. Dizi yine de beni cezbediyo diyebilirim..
   İşte bu be diyebiliceğim bir dizi var şimdi de.. Tahmin etmeyin boşverin siz ben söyleyeyim hemen.. Dizimizin adı "Dexter".. Tam benim aradığım dizi diyebilirim.. Seri katil yani polisiye bi dizi.. Kahramanımız bir seri katil.. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum.. İnanın bana asla pişman olmayacaksınız..Bu dizi için o kadar çok söylenecek şey var ama şimdi susup ayrı bir parantez açıcam bu diziye..
   Bir diğeri ise "Spartacus".. Dizinin baş rolündeki adam öldüğü için -gerçekten öldü adam- ikinci sezonunu baş roldeki adam tedavi görürken 'asıl kahramanın öncesinde ne oldu?.' şeklinde mini bir sezon olarak çektiler.. Ee haliyle adam ölünce farklı bir kişi ile yola devam edip 2 sezon daha çektiler.. Buna rağmen dizi gerçekten çok güzel.. Ama şu da bir gerçek asıl adamımızın verdiği zevki diğeri veremedi.. Düşünün yani buna rağmen dizi çok güzel..
   Şimdi size sonuncu diziden yani "House M.D" den bahsedeceğim.. Belki siz sevmeyebilirsiniz ama ben bu diziyi de çok severim..
   Pardon üsteki sonuncu değilmiş.. :) Bi "Arrow" var ki bak o da güzel dizidir.. 3. sezondayım ben henüz.. İzlemenizi tavsiye ederim ama 'kesinlikle' gibi bi ibare koymuyorum.. İzleyin izleyin zarar gelmez..

   Daha sonra size Türk dizilerinden bahsedeceğim.. Arkadaşlarım cidden güzel Türk dizileri var.. Bekleyin çok yakında.. Hadi vedalaşalım..



27 Aralık 2015 Pazar

Yine Merhaba!.

  Çok uzun zaman oldu galiba ama yine merhaba hepinize ya da hiçbirinize.. Yapacak  bir şelerim olmadığı için blog yazmaya başlamıştım ve yamaktan sıkıldığım için -rahatıma düşkün olduğum için :D- bıraktım bende yazmayı..
  Bu geçen süre zarfında çok saçmalık yaptım ve yapmaya da devam ediyorum.. Hayatım bombok denemez ama ruh halim bok gibi.. Ha hiç mi iyi bişey olmadı diye sorarsanız -niye sorasınız ki, kim okuyosa sanki burayı :)- galiba artık umudum yok.. İyi de bu iyi bişey değil ki.. Biri çıkıp da beni adam etse ya :( nerdeee :)..
  Hadi ben kaçtım..

1 Mayıs 2014 Perşembe

Merhaba

Merhaba arkadaşlar ya da hiç kimse.. Uzun süredir burada yoktum.. Hayatımı düzene koymakla uğraşıyordum bu süre zarfında ama bi bok olacağı yok.. Genel haliyle mutlu bi insanım ama sağolsun bayan "x" beni rahat bırakacak gibi durmuyo.. :) Bugün dertleşmek istiyorum.. Canım sıkkın da değil aksine çok mutluyum.. Bi kıza aşık olma evresindeyim, bi başkasına ise aşık oldum :D Hayatımın ve benim ne kadar boktan olduğunu/olduğumu bu cümlelerden anlayabilirsin ;) Sevgili okur; ( eğer okuyan biri varsa!.) seni çok seviyorum!. Gerçekten!. :D

17 Ocak 2013 Perşembe

Rock ve Metal Kardeşler

  Rock ve Metal müzik hakkında ne düşünüyorsunuz bilmem ama bu yazımda, bu iki kardeşi size sevdirmeye çalışacağım. Bu iki kardeş isyanın diğer adlarıdır. Rock insanlığa isyan eder, Metal ise Tanrı'ya. Yani Metal Rock'ın küçük kardeşidir. Çünkü metal isyanı Rock'tan öğrenmiştir. İsyan bayrağını daha ileriye götürüp farklı bir boyut kazandırmıştır. "Metal, Rock'ın bir  level atlamış halidir." Bu benim tanımım.
  Metal gözümüzü kapadığımız her şeye el atar. Reddettiklerimizi baş tacı yapar. En çok korkulan şeylere gözü kapalı atlar. Metal dışlananların kültürüdür. Size bir de dışlanmayla ilgili örnek vereyim; Murat Kekili'nin "Bu Akşam Ölürüm" şarkısını dinleyip intihar edenlerin sayısı artmıştır. Sanatçıya da tepkiler çığ gibi büyümüştür. Burada bilinmesi gereken noktaysa şudur; o çocukları Metalciler ve ya Rockçılar değil ebeveynleri olarak sizler yetiştirdiniz. Eğer ortada bir suçlu varsa o da sizsiniz sayın ve değerli ebeveynler.
  "Neden Metal?" diye soracak olursanız size karşılaştırma yaparak kısa bir cevap verebilirim. O da şu: "Pop, dünyada en çok kabul gören müzik türüdür. Pop dinlemiyorum çünkü müzik enstruman kabiliyeti ile yapılır, bilgisayar programlarının ve prodüktörlerin kabiliyetiyle değil." Siz hiç playback yapan bir Rock ve ya Metal grubu gördünüz mü? Açın önünüze gelen bir kanalı ve bakın bakalım orada pop söyleyen lavuk ne yapıyor? Hadi ben anlatamadım da bu adamlar da mı anlatamamış.


  Benim için Rock, Duman ve Metal de Avenged Sevenfold'dur.
  İşte Duman;


  Ve de Avenged Sevenfold;


  Biz bize yeteriz! \m/

16 Ocak 2013 Çarşamba

Jennifer Lawrence


  Çok tatlı ve cici bir kız Jennifer Lawrence. Adam olacak çocuk diye ben buna derim. Bazen bakıyorsun hiç güzel değil bazen de fıstık olup çıkıveriyor. Güzel mi çirkin mi anlayamadım. Her neyse, bu fıstık 1990 yılında Kentucky'de doğdu. 14 yaşında oyunculuğa karar verip bu sektöre atıldı. Başka bir sektöre de açılabilirdi ve kendine yazık ederdi. Kusura bakmayın şuan gözüme çok tatlı gözüyor kendileri.
  Hepimiz onu The Hunger Games'ten biliyoruz. Bilmiyorsak da artık öğrendik. Bu filmin kitabını okuyanınız mutlaka olmuştur. Ben okumadım ama okuyanlar filmi hiç mi hiç beğenmezler. IMDB'den ve ya üstten verdiğim linkten filmin puanını öğrenebilirsiniz.
  Ben bu fıstığın filmlerinden bahsedeyim diyeceğim ama 2-3 film için parmaklarımı yormak istemiyorum. Daha doğrusu üstte bahsettiğim filminden başka filmini izlemedim. O filmi de sırf bu kız için gittim.
  Benden söylemesi, bu kız çok iyi yerlere gelecek. Ahanda buraya yazdım. Alakasız olacak ama, bloga yazmak istediğim o kadar çok şey var ki hangi birini yazsam karar veremiyorum. Şu aralar da finallerim olduğu için bilgisayar başında zaman harcayamıyorum.
  Günün anlam ve önemini belirten şarkıyı buraya atarak size veda ediyorum. RockA - Ölürüm Sana (Tarkan Cover). İyi dinlemeler.


7 Ocak 2013 Pazartesi

Nicolas Cage


  Hepimiz biliriz herhalde Nicolas Cage'i. Asıl ismi Nicolas Coppola'dur ve ünlü yönetmen Francis Ford Coppola'nun yeğenidir. Cage 7 Ocak 1964 Kalifornia doğumludur. Buraya tıklayarak Cage'in Vikipedia profiline ulaşabilirsiniz. 1995 yılında "Leaving Las Vegas" filmiyle en iyi erkek oyuncu dalında Oscar kazanmıştır. Benim yakından takip ettiğim aktörler arasındadır. Oyunculuğunu her ne kadar beğensem de son zamanlarda oynadığı filmlerle hayal kırıklığına neden olmuştur. Böylesine iyi bir oyuncunun daha iyi yapımlarda yer alması gerektiğini düşünüyorum.
  Cage'in benim izlediğim filmleri hakkında görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. İlk olarak The Rock'dan başlayalım. Film hatırladığım kadarıyla iyiydi. Sadece iyi. Face Off'a gelecek olursak; John Travolta'ya rağmen -Travolta'nın hem oyunculuğunu hem de kendisini sevmem- güzel bir film. City Of Angels konusu güzel olup da içine edilen filmlerinden sadece bir tanesidir. Belki bu tabir ağır olmuştur ama aklıma başka da bir şey gelmiyor hani. In Sixty Secons Gone arabalara ilgisi olan birinin izleyebileceği bir film. Benim için idare eder derecesinde bir film olmayı aşamamaktadır. Windtalkers içinse; Cage karşımda olsa: "Sen bu filmde niye oynadın?" diye sorarım. Oynamamasını oynamasına tercih ederdim. National Treasure ve National Treasure: Book Of Secrets'da "Beyninle evlenmek istiyorum." dedirtmişti bana. Benim beğendiğim filmleri arasındadır. Lord Of War Cage'in belki de en iyi filmidir. Bu filmi tavsiye ederim. Kesinlikle zaman kaybı değil. Ghost Rider ve Ghost Rider: Spirit Of Vengeance sıçıp sıvamayı başardığı iki filmdir. Konusu insanın ilgisini çekiyor ama izleyince bin pişman oluyorsunuz. Bu isme kesinlikle yakışmayan iki film diyeceğim kısaca. Next benim beğendiğim filmleri arasında. Her ne kadar bazı yerlerde senaryodan kaynaklanan hatalar olsa da güzel bir film. Ama genel itibariyle pek beğenilmeyen filmleri arasında gösterilse de siz bir izleyin derim. Son olarak Knowing ise idare eder. İdare etmenin ötesine asla da geçemez.
  Cage yeteneklerinin farkında olmayan bir aktör. Belki de farkındadır ama iplemiyordur. O kadarını bilemeyeceğim artık. Bence takip edilmesi gereken bir isimdir Nicolas Cage.
  Benim uykum geldiği için iyi geceler arkadaşlar diyerek yazıma son veriyorum. En kısa zamanda görüşmek üzere.

Aamir Khan 2


  Aamir Khan hakkında daha önceki yazılarımdan birinde bilgi vermiştim. Eklemek istediğim birkaç şey daha var. Daha önceden bahsettiğim iki filmini de izledim. Hatırlayacağınız gibi bu filmler Lagaan ve De Basanti Rang idi. Bu adamın filmlerini izlediğim kadarıyla izleyiciye bir ders vermeye çalışılıyor. Şunu söylemek istiyorum: "Aamir Khan 1965 yılında 'Hiç kimse mükemmel değildir.' sözüne tepki olarak doğmuştur."
  Lagaan filmin hakkında söyleyecek pek bir şeyim yok. Filmin uzunluğu nedeniyle canımın sıkıldığını söyleyebilirim. Ama biri çıkıp da filme kötü diyemez.
  De Basanti Rang filmi tek kelimeyle harikadır.Türkçesi "Sarıya Boya" anlamına gelmektedir. Filmi size şöyle anlatayım; "genç bir İngiliz bayan (Sue) -çok tatlı bir kızdır- büyükbabasının 1920 yıllarında Hindistan'ın özgürlüğü hakkında yazdığı günlüğü ile ilgili bir belgesel çekmek için Hindistan'a gider. Burada kendisine yardım etmeyi kabul eden Hintli genç kız (Sonia) ile birlikte belgeselde oynayacak oyuncuları üniversitede aramaya başlarlar. Kültüründen uzaklaşmış birçok aday kitlesinden sonra kötünün iyisi tadında bir grup oluşturulur. Grup, belgesel çekildikçe konuyu kavramaya, benimsemeye ve haliyle de bilinçlenmeye başlar."
  De Basanti Rang (Sarıya Boya). Sarı, Hint kültüründe fedakarlık anlamına gelmekteymiş ve bu nedenle de filmin bazı kısımları sarı renkte çekilmiştir.
  İyi seyirler arkadaşlar.